Kriz Varrr!!

27 01 2009

        Benim zam almaya yaklaştığım dönemlerde ,  sıkıntı baş göstermeye başlar.Daha az zam vermenin yollarını ararlar( umarım okumazlar bu yazımı:)

     Çocuk bakıcılığı yaptığım evde yemek de yapıyorum ve 2 ay kadar önce bi uyarı aldım ;köfteye biraz daha az ekmek koymak konusunda:)Valla n’apiim ,alışmışım çoğaltmaya yemeği. Mesela kuru fasulyeye patates koymak gibi.Belki çocukluktan gelen ortadirek alışkanlığı…

   Bugünlerde de bi krızdır almış başını gidiyor evde.Yerli malları ve tutum haftası sanki.Evde bi kısıntı bi kısıntı.

   Bugün köfte yapıyorum, aklıma geldi uyarı. Hemen mesaj attım patrona( Çocuğun annesi):” Artık köfteye daha fazla ekmek katabilir miyim? Hani kriz var ya?”

Gelen cevap olumlu:”Tabi tabi ,istediğin kadar kat”

Hemen 2. bi mesaj attım:”Hatta mümkünse köfteyi KIYMASIZ yapacam:)”



Kadınlar Neden Kırıtır?

21 01 2009

       Kırıtmayan ya da kırıtmayı beceremeyen biri olarak pek de masumane olmayan tahminlerim vardı ,bu konuda.

        İşte, seksi görünmek ,dikkat çekmek, hatların yuvarlaklığını vurgulayıp erkeklerin aklını başından almak gibi:))Daha uzar gider bu liste.

       Benim gibi hayatı boyunca spor ayakkabı ya da düz ayakkabı giymiş biri ,kırıtmayı bilse bile, bu ayakkabılarla komik görünür heralde… Düşünsenize sahile iniyorum  hafta sonları yürüyüşe ya da koşuya , kırıtıyorum. Hahahaha..  Hani düğünlerde bile babet giyecem nerdeyse.

    Ben ,kulağımda mp3 te çalan müziğin ritmine uyarak hızlı adımlarla ,koşar gibi yürümeliyim .Dağ taş gezmeliyim , hoplaya zıplaya…Hatta öyle hızlı yürürüm ki; eğer yanımda biri varsa onu unutup gittiğim , az ilerde fren yapıp beklemişliğim vardır:)

     Rahmetli babam derdi ki,”Ayaklarının tabanlarına basmak dururken, kadınlar neden parmak uçlarında seke seke gezerler anlamam? ” Ben de anlamazdım babacığım, bugüne kadar…

     Bugün ilk kez yüksek topuklu , uzun konçlu siyah çizmelerimi giydim işe giderken.10 -15 dk lık bir yürüyüş yolum var , minibüse binene kadar.Yol asfalt ama biraz bozuk.Çıktım evden cesaretle.Aman Allah’ ım! yürümek hiç kolay değil!

      Bi kere topuklara basmamalıyım, yoksa yarısı aşınır gider .Çünkü aslında bu ayakabıları giyenlerin arabaları olması gerek . En fazla 20 adım atacaksın. Ama benim arabam yok diye giymeyecek miyim, giyenler nasıl giyiniyor?Yani burunlara  basarak yürümeliyim. Ayrıca dizlerimi bükmemeliyim ki sanki düşecekmiş gibi şapşal bi görüntü sergilemeyeyim. Şöyle uzun düz ve yumuşak adımlara atmalıyım.Manken gibi. Başaracam:)

    Kulağımda shaggy ‘ nin sexı lady ‘ si çalıyor. Hızlı ,ritmli ama ben sanki ”Dönülmez akşamın ufkunda”ymış gibi ağırım, yürüyemiyorum . Ellerim iki yanımda ,ip üzerindeki cambazlar gibi denge sağlamaya çalışıyor ve elimde olmadan kırıtıyorum. Çünkü öyle yavaş öyle dikkatli ve bir adımımı diğerinin önüne atarak yürüyorum ki ister istemez salınıyorum ahenkle… Düşecem.10 dk lık yol ,20 dk olmasına rağmen bitmedi.Kendimi bi minibüse atsam…

     Ayak bileklerim ağrıdı ama itiraf etmeliyim insan kendini daha kadın hissediyor.Ay ben yıllarca erkek gibi dolaşmışım:)

    Ama bi daha bu çizmeleri giyer miyim ben?GİYERİMMM:))



Kadın eğer hayır derse?

15 01 2009

        Malesef bazen” Hayır”lar ,”Evet” demek.O nedenle eğer ”Evet’ demeye niyetliysek nazlanmamak gerek.Ama akıllı olan da ,”Hayır”ın ne zaman gerçekten ”Hayır” demek olduğunu anlar.

    Peki neden ”Evet” diyemez kadın da ”Hayır ” der ve karşısındakinin anlamasını bekler. Acaba sebebi suçlanmamak olabilir mi?Olaylar sanki inisiyatifi dışında gelişmiş gibi yaptığında kendini daha mı iyi  hisseder?Bütün bunların sebebi özellikle kadına öğretilen ayıp ,günah mıdır?

   Bundan 7 yıl önce ortalığı  sallayan bir haber yayıldı medyadan; ağır romanın yazarı( Hani şu MüjdeAr’ ın başrolünü oynadığı film) Metin Kaçan ve TRT spikeri Alp Buğdaycı, bir kadını feci halde dövmek ve tecavüz suçundan tutuklandı.O zaman 6 ay kadar yattılar.Şimdi cezaları onanmış,36 ay daha yatmaları gündemde.İnsan inanamıyor değil mi? Böyle eğitimli ve kariyer yapmış insanların bu denli vahşi olabileceğine. Ama o sıralarda çoğu kişi kadını suçladı .Kadın eğer o eve gittiyse , eğer mini giyindiyse tecavüzü haketti diye…

   Şimdi açın kulaklarınızı dinleyin:Çizdim,oynamıyorum! Var mı daha ötesi?O kadın fahişe bile olsa ,”hayır” deme hakkı yok mudur?Vazgeçme hakkı yok mudur?”Artık istemiyorum ” deme hakkı yok mudur?

      Bazen ”Hayır” lar kesinlikle ”Hayır” dır



Erkeklerin Elindeki En İyi Mal : Kadın

8 01 2009

      Son zamanlarda sık sık kocası tarafından öldürülen kadın haberine rastlıyorum.Gerçi pek son zaman olayları değil ama neyse.Güldünya isimli bir kız vardı; tecavüze uğramış ve hamile kalmıştı.Aile meclisi tarafından öldürüldü.Hem de koruma altında olmasına rağmen.Dizi oluyor hayatı…

   Diyelim ki o kız tecavüze uğramadı ,kendi isteğiyle birlikte oldu.Bu öldürülmeyi hakedecek kadar büyük bir suç mudur ?Ya da suç mudur?Eğer tecavüze uğramışsa öldürülmesi gereken o mudur? Bu nasıl töredir?

   Cinsellik bu kadar büyük bir tabu olursa,konuşulmaktan korkulursa,bu duygular doğamız gereği değil de ayıp günah olarak öğretilirse ve cinsellikten ,cinsel kimlikten utanılırsa ,böyle büyütülürse çocuklar,eğitilmezse daha çook kurbanlar verilir ama kadın kurbanlar.

    Bir haber daha ;kadın kocasından boşandığı için aynı adam tarafından öldürüldü.Düşünsenize ,adamdan boşanıyorsunuz ama adam aslında sizi boşamamış. Bir kere nikah kıydıysanız artık ömür boyu adamın karısısınız ,boşansanız bile .Yok öle başkasıyla olmak ,çünkü adamın eski karısısınız siz.Çünkü sizi malı gibi görüyordur. O istediğini yapar ama size yasak yeni bir hayat kurmak.Hala onun namususunuz ve bu namusu korumak da erkeğe düşüyor ne hikmetse.Namus nedir? Kime göre ,neye göre namus?Hem biz kendimiz koruyamıyor muyuz ?Üstelik korunmamız gereken kişiler de erkekler bu arada.Yani erkekler ,erkeklerden korumaya çalışıyor kadınları.

    Ama bişi daha var .Adam boşanıyor kadından ,sevmiyor ,istemiyor onu ama nafaka vermek zorunda. Evlenene kadar bakmak zorunda.Var mı böyle birşey?Neden baksın kadını?Tabi eğer kızları okutmazsak,okusalar bile çalıştırmazsak,evlendiklerinde evde otur ,bize hizmet et dersek ,çalışırken hamile kaldığında işten çıkarılırlarsa ,sadece ”Çocuğumuzu büyüt evimin kadını ol .”denirse,iş yerleri kadını işe alırken ”Bebek düşünüyor musunuz ” diye sorarsa.(Bebeği de birinin yapması lazım ayrıca,sıkıysa siz yapın) İşte o zaman boşansanız bile kadını bakmak zorunda kalırsınız.Kadın size yapışır.”Bırakmam da bırakmam .”der. Onurluca ayrılamaz sizden.Kadınlar okumalı ,çalışmalı ve eşiyle sevdiği için birlikte olmalı ,zorunluluktan değil.Ve her türlü hakareti ,dayağı aşağılamayı kabullenmek zorunda kalmamalı. Başının çaresine bakmayı bilmeli,ayakları üzerinde durabilmeli…

(doğru düzgün erkekleri tenzih ederim)



Espresso

4 01 2009

    Yazın son günleriydi. Güneşli pırıl pırıl bir hava.Karşıdan geliyorum,vapurdayım. Arkadaşlardan mesaj geldi” Bostancı Kahve Dünyasındayız ,oraya gel.” Durur muyum ,hemen rotayı çevirdim ama yine de  varmam epey zamanımı aldı. Gittiğimde onlar nerdeyse 2 saattir oturuyorlardı. İçeceklerini içimişlerdi. Hemen siparişi vermek üzere elimi kaldırdım.Durdurdular. Dediler ki;”espresso iste,çok  güzel ,hem de pahalı değil” Hiç içmemişim daha önce.

  Şimdi siz sanmayın ki bunlar öle paralı pullu keyif içinde falan.Nerdeee … Ama ufak tefek şeylerle  kendimizi mutlu ediyoruz arada bir.Bir türk kahvesi 2 lıra veeee yanında bir kase içi kahveli çikolata taneleriiii.Yiyebildiğin kadar yee. Hatta utanmazsan ikinci kaseyi de iste. Bi de bayrama denk geldiysen kestaneli çikolatalar istediğin kadar:) Benim gibi bi tatlı canavarı için ne ifade ettiğini siz düşünün artık…

  Tamam dedim arkadaşlara espresso alayım. Çağırdım garsonu( Valla komi denmez heralde onlara garson mu denır onu da bilmiyorum, uf siz bakıverin google dan ya da boşverin. Ne denirse densin. )

 _bi espresso lütfen.

Arkadaşlarla konuşuyoruz bu arada .Geldi biraz sonra espresso. Bakakaldım . Küçücük bir türk kahvesi fincanının dibinde ,bi fırtlık bişi.Yahu yanlışlık mı var? Gülüyorlar bizimkiler.Bende tam bir hayal kırıklığı… Ben şööle capuccıno gibi bol köpüklü koca bir fincan bekliyordum. Bu neee?    Haa yanında da çay kaşığı şeklinde bir çikolata var. Tekrar elimi kaldırdım garsonu çağırdım:

_Bakar mısınız ,bunun yarısı nerde?Boş bunun içi… Hem bu çay kaşığı şeklindeki çıkolatayı içine mi daldırcaz,yoksa yıcez mi?Arkadaşlar galiba beni oyuna getirdiler.

  Çocuk şaşkın şaşkın bakıyor ,dalga mı geçiyorum diye.Şekeri  gösterdi ,içine koyacakmışız

   Anladım tabii bana yaptıkları oyunu.Onlar da hayal kırıklığına uğramışlar meğerse.Başladık birlikte gülmeye .Bütün masalar bize bakıyor ama biz aldırmıyoruz. Garsonlar da gülüyor . Sonradan öğrendim ki; bu espresso dedikleri şey böle bi fırt olurmuş ve İtalya’da iş adamları toplantıdan toplantıya koşarken canlı,zinde olabilmek için ayakta bi yudum alıp giderlermiş…

 Valla paramla zehir içmeye niyetim yok çünkü çok acııı:))